IRAN VI – Meşhed Horasan

Yezidilerimizi aldık – ki bunlar ibrişimden yapılmış mendiller – hafif ıslattık, başımıza sardık ve vurduk çöle. Meşhed’e kadar sürdük. Deve, geyik ve inek çıkabilecek çöl yollarında tam bir günümüz geçti. Meşhede girdiğimizde saat gece on bir gibiydi.

Meşhed’e girer girmez meşhur otel tecrübemizi yeniden yaşıyoruz. Otellerde yer yok ve misafirhaneler de dolu. Meşhed’de cami avlusundan başka bir seçenek daha var; bir gecelik ev kiralamak. Meşhed Şiiler için kutsal bir şehir. Şiiler burayı ziyaret ettiklerinde Meşhedi unvanını alıyor. Şehir hacı olmak için gelen ziyaretçilerle doluyor. Tabii ki yaz aylarında çok daha fazla ziyaretçi geliyor şehre. Sokaklar insan kaynıyor. Şehirde çok fazla otel var ancak bu kadar insanı oteller almıyor doğal olarak. Yerli halk da ziyaretçilere bir gecelik evler kiralıyorlar. Ev dediysek, sadece ev; içinde eşya yok. Biz de kendimize burada bahsetmek istemediğimiz bir ev buluyoruz gece kalmak için.

Şu anda İran’ın en doğusundayız; Horasan’da. Buradan Tebriz’e geçeceğiz ve Tebriz’de biraz dolaşıp İstanbul’a döneceğiz. İstanbul’a sağ salim dönmek isteği ağır basıyor – gezinin sonuna doğru yaklaştığımızdan olsa gerek. Şoförümüzden kurtulup hava yolu veya demir yolu ile döneceğiz Tebriz’e. Yaz ayı hacc ziyareti için tercih edildiğinden uçağa veya trene yer bulmak mümkün değil. Bir adam bize iptal ettirmek istediği biletleri satabileceğini söylüyor. Biletler Tehran’a kadar. Tehran’dan da otobüsle geçeceğiz Tebriz’e. Biletleri önce biz inceliyoruz tarihini ve saatini çözmeye çalışıyoruz. Sonra birkaç İranlı daha inceliyor bileti. Sonra tartışma başlıyor ve biletleri kullanabileceğimiz kararına varılıyor. Rahatlıyoruz… Trenimiz yarın akşam. Zaman kaybetmeden Horasan turumuza başlıyoruz. Önce Nişabur’a gideceğiz…

Nişabur yolunda bir ziyaretgâha uğruyoruz önce. İmam Rıza’nın makamıymış burası. İranlılar çok önem veriyorlar türbelere ve ziyaretgâhlara. Bu ziyaretgâh da Meşhed yolunda olduğundan hacıların bir durağı olmuş.

Nişabur’da Ömer Hayyam’ı ziyaret edeceğiz. Hayyam’ın kabri ile bir duvarı kufi yazılarla bezenmiş İmamzade Muhammed’in kabri aynı bahçe içerisinde. İranlılar önce İmamzade’yi ziyaret ediyorlar. Biz de öyle yapıyoruz. İranlılarla beraber türbeye giriyoruz.

Ömer Hayyam ise bahçenin diğer köşesinde, matematikten – geometriden ve rubailerden inşa edilmiş istirahatgahında yatmakta…

_MG_1132.jpg
Dünya padişahın, kayserin, hakanın olsun;
Cehennem kötünün, cennet iyinin olsun;
Tesbih meleklerin olsun, temizlik Rızvan’ın:
Sevgili bizim olsun, canı canımız olsun.

İnsana huzur veren bu bahçede zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz… Nişaburda’yız, Hacı Bektaş-ı Veli’nin Feriduddin-i Attar’ın memleketinde, Horasan’ın merkezinde. İnsan bu atmosferi doya doya yaşamak istiyor ancak ne yazık ki fazla zamanımız yok. Zaten karanlık da çöktü – büyük ihtimalle yine yatacak bir yer bulmakta zorlanacağız. Bir daha “bir dahaki sefere..” diyoruz ve bu sözümüzü unutmamak için yanımıza firuzelerimizi alıp Meşhed’e geri dönüyoruz. En değerli firuzelerin Nişabur’dan çıkarıldığını bilmem söylemem gerekiyor mu?

Meşhed’de bu sefer elimizi çabuk tutuyoruz. Heyecanlı bir Azeri çocukla anlaşıyoruz ev için. Otelden dün ümidimizi kesmiştik. Yerimizi belirledikten sonra Şiilerin harem dediği imam Rıza’nın türbesini ziyaret için çıkıyoruz. Türbeye fotoğraf makinesi sokmak yasak. O yüzden önce türbenin etrafını dolaşalım diyoruz. Bu yanlış kararı uygulamak için iki saatimizi harcıyoruz…

Astân-ı Kuds-i Rezevî Türbesi, 75 hektarlık bir alanı kaplıyormuş. Bu bilgiyi ne yazık ki çevresini dolaştıktan sonra öğrendik. Türbe denilen bu kompleks 12 avlu, 4 cami, 3 müze, çok sayıda salon, kütüphane, postane kitapevleri ve konferans salonlarından oluşuyor. 4 büyük girişi var. Merkezdeki İmam Rıza’nın türbesi ilk olarak Harun Reşit tarafından yapılmış. Şimdiki türbe Şah Abbas tarafından inşa edilmiş. Kubbesi ve minareler altın kaplama.

Çantalarımızı ve tabii ki fotoğraf makinelerimizi bıraktıktan sonra komplekse giriyoruz. Önce İmam Rıza’yı ziyaret ediyoruz. Sonra avluda biraz atmosferi yaşamaya çalışıyoruz. Gece yarısı olmasına rağmen etraf kalabalık. Şiiler çeşitli halkalar oluşturmuşlar ağıt yakıyorlar – zikrediyorlar… Gerçekten etkileyici bir havası var türbenin ancak yorgunluk daha ağır basıyor. Evimize dönüyoruz…

Sabah buraya kadar gelmişken bir de Firdevsi’yi ziyaret edelim diyoruz. Acele etmemiz lazım zira akşam trenimiz hareket edecek.

Firdevsi meşhur Şahname’nin müellifi. Yeni bir türbe yapılmış kendisine ancak türbesi şehrin oldukça dışında. Ziyaret edip geri döndüğümüzde şehri bomboş buluyoruz – herkes öğle sıcağından kaçmış. Biraz moralimiz bozuluyor bu duruma. Turist biraz da kalabalık istiyor şehirde.

Sokaklar boş, dükkânlar kapalı… Biz de istasyona gidip trenin hareket saatini bekliyoruz. Göreceli olarak sakin bir yolculuktan sonra Tehran’a varıyoruz. Tehran’dan Tebriz’e otobüs buluyoruz. Akşama doğru Tebriz’e giriyoruz. Bu paragrafı tam 24 saatte yaşıyoruz – İran büyük bir ülke ve biz en doğusundan en batısına geldik diyebiliriz.

DSCF1872.JPG
Dört İranlı adına kesilmiş tren biletlerini alırken birkaç Meşhedli ile beraber karar vermiştik. Hatta zor durumda kalırsak oradaki memura göstermemiz için bize bir pusula bile yazmıştı nihilist arkadaşımız. Karar sürecinin uzaması trende zorluk çıkabileceği anlamına geliyordu. Ancak biz Türkler böyle durumlara alışığızdır – bir çözüm yolu buluruz herhalde – bir trene binelim de Tehran’dan önce bizi biraz zor indirirler deyu vardık istasyona. Trene binmeden önceki bilet kontrol kapısından geçişimiz kolay oldu. Burada kimliklerin ve biletlerin kontrol edilebileceği düşünülerek bir pusula verilmişti bize, ancak hiç gerek kalmadı pusulaya. Vagonumuzu bulduğumuzda kapıdaki görevli biletlerin farklı kişilere ait olduğunu anladı. “Ceremesi var” dedi. “Biz de bir binelim de trene ceremesini çekeriz” dedik ilk aşamada. Adam Azeri idi. Tren hareket ettikten sonra kompartımanımıza gelip “kondüktör geldiğinde hiç konuşmamızı – eğer farklı kişiler olduğumuzu anlarsa ceza kesebileceğini” söyledi. Biz tamam dedik doğal olarak ama kondüktör geldi ve hemen anladı farklı kişiler olduğumuzu. Biletlerden biri “Leyla” adına kesilmişti ancak kompartımanda hiç bayan yoktu. “Ceremesi var müdürle konuşacağım” dedi ve gitti kondüktör.
Karnımız acıkmıştı. Yemekli vagona geçip tavuklarımızı yedik, çayımızı içtik. Hesabı ödemek istediğimizde, hesabın İmam Rıza’nın Mihmandarı tarafından ödendiği söylendi. Bizler İmam Rıza’nın konuklarıydık ve dolayısıyla Mihmandarın da… Teşekkür edip kompartımanımıza geçtik.
Yemekten sonra kondüktör tekrar yanımıza geldi. “Cezanın 15 bin tümen olduğunu eğer müdür ile konuşursa 20 bin tümen olacağını” söyledi. Biz İmam Rıza’nın konukları olduğumuzdan kendisine müdür ile görüşmesini söyledik. Tabii ki hiçbir problem olmadı biz konuklara… Müdür onlar İmam Rıza’nın konuklarıdır demiş. Azeri görevli bize çay ikram etti. Çaylarımızı içip muhabbet ettik…
Huzur içinde Tehran’a vardığımızda hiçbir cereme çekmediğimiz gibi yemek ve çay hizmetlerinden de bedava yararlanmıştık. İran’da tren yolculuğunu çok sevdik…

Meşhed

Nişabur

Küçük makine ile alınmış bazı detaylar

PAYLAŞ

Leave a Reply

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>