IRAN V – Yezd

Otel Emir Çakmak mescidinin hemen yanında – teras dediğimiz yer de meydanın kenarındaki dükkânların damı. Yani manzaramız güzel – meydana hâkim bir noktadayız. Otelimiz Emir Çakmak Camiinin olduğu sırada. Hemen karşımızda Emir Çakmak Takiyehi var. Takiyeh meydandaki gösterileri izlemek için yapılmış tek cepheli bir yapı. Kemerler üç kat yükseliyor ve her bir kemer bir loca oluşturuyor. Törenlerde bu localar şehrin ileri gelenleri için tahsis ediliyormuş.

Şiraz ve Persepolis’ten sonraki durağımız Yezd. Yolda karnımızı doyurmak için yiyecek bir şeyler arıyoruz. Ancak dükkânlar açık olsa da yiyecek bir şey bulamıyoruz – zira bugün Cuma imiş. Yani İran’da hafta sonu tatili. Her ne kadar “abi domatesleri – kes ekmeğin arasına koy işte yiyelim” desek de, başta Muhammed olma üzere muhataplarımızın Türkçesi bizi anlamaya yetmiyor…

Açık bir lokanta bulmak ümidiyle yola devam ediyoruz. Yol üzerinde kümbetimsi bir yapı görüyoruz. Muhammed’den aldığımız bilgiye göre burası bir sarnıçmış. İçinde – şimdi boş – büyükçe bir havuz var. Kümbetin tepesindeki delikten giren rüzgârın suyu soğutuyormuş. Bu malumattan ziyade kümbetin helezonlar çizerek yükselen dış çeperi dikkatimiz çekiyor.

Yol üzerinde bir lokanta buluyoruz şükür. Burası Abargu. 4000 yıllık selvi ağacı ve iki katlı badgiri ile ünlü Ağazade Hanı burada. Lokantanın duvarındaki posterlerinden ziyaret ediyoruz buraları. Zira Yezd’e bir an önce ulaşmalıyız ki yatacak bir yer bulabilelim. Bir gece daha betonda yatmak isteyen yok.

Yezd’e doğru ilerlerken size “badgir” nedir onu açıklayalım zira Yezd’de her evin üzerinde bir koca baca göreceksiniz. İşte bunlar baca değil badgir. Özellikle Yezd çevresinde meskenlerde görülen rüzgâr kulesi şeklindeki kadim klima sistemi. Sistemin işleyişi oldukça basit; 8-12 gözlü büyükçe bir bacanın dıştaki gözleri evin içerisindeki sıcak havayı dışarı atarken içteki gözler de serin havayı emiyor. Ayrıca kulenin hemen altında da bir havuz var. Böylece nemli bir serinlik oluşturuluyor. İlk duyduğunuzda size mantıklı gelmeyebilir ama teoriye takılmayın – sistem çalışıyor!!!

Muhabbet yine uzadı… Akşamüzeri Yezd’e vardık. Akşam namazını Emir Çakmak camiinde kıldık. Namazdan sonra kendimiz için yumuşak bir yatak arayışına girdik. Karanlık çökünce yatacak yer bulmak çok çok zor İran’da. Bunu ziyaret ettiğimiz her şehirde “inatla” tekrar tecrübe ediyoruz. Yezd’de de bu saatte otellerde boş oda yok. Ancak Emir Çakmak otelinde terasta yatak ayarlanabileceği söyleniyor. Daha fazla maceraya gerek yok diyoruz ve bu teklifi kabul ediyoruz.

Otel Emir Çakmak mescidinin hemen yanında – teras dediğimiz yer de meydanın kenarındaki dükkânların damı. Yani manzaramız güzel – meydana hâkim bir noktadayız. Otelimiz Emir Çakmak Camiinin olduğu sırada. Hemen karşımızda Emir Çakmak Takiyehi var. Takiyeh meydandaki gösterileri izlemek için yapılmış tek cepheli bir yapı. Kemerler üç kat yükseliyor ve her bir kemer bir loca oluşturuyor. Törenlerde bu localar şehrin ileri gelenleri için tahsis ediliyormuş.

Meydanda biraz vakit geçirdikten sonra terasımıza çekiliyoruz. Sabah erken kalkacağız – güneş bizi uyutmayacak – açıktayız…

Öyle oluyor… Erkenden kalkıyoruz ve Yezd’de kaybolma turumuza başlıyoruz. Bizdeki Ulucami benzeri bir ifade var İran’da. Önemli camilere “Cami Mescidi” diyorlar. Bizim kaybolabilmemiz için bu Ulucami’yi bulmamız lazım önce. Labirente buradan gireceğiz.

Ulucami 12. yy’da yapılmış. Süslü giriş kapısı ve çinileriyle dikkat çekiyor. Caminin altında “kanat” denen bir su haznesi var. Caminin mihmandarı küçük bir teberru karşılığı kanatın kapısını bize açıyor. Kapı arzın merkezine doğru inen uzun bir tünele açılıyor. Tünel derinlerdeki yeraltı içme suyuna ulaşıyor. Merdivenler suyun kaynağına kadar ulaşıyor. Bu sisteme kanat adı veriliyor.

Ulucami’nin arka kapısından Yezd’in sokaklarına giriyoruz. Kâh tünellerden geçiyoruz – kâh meydanlara çıkıyoruz. Bir labirentin içerisindeyiz. Yüksek duvarlar ve düzensiz kesişen sokaklar kaybolmamızı kolaylaştırıyor. Köşeyi dönünce karşımıza neyin çıkacağını bilemiyoruz. Hatta çıkmaz bir sokakta bile olabiliriz. Fırsat buldukça yüksek bir yerden – bir evin damından, bir yıkıntının tepesinden – Ulucami’ye göre yerimizi tayin etmeye çalışıyoruz.

Bir duvarın arkasında mavi mozaikli kubbe dikkatimizi çekiyor. Burası Seyyid Rükneddin’in kabri. İhtişamlı kubbesi dışında türbe harap halde…

Türbeden çıkıp yine sokaklarda ilerliyoruz. Öğlen vakti ve güneş tam tepemizde. Sokaklarda pek hareket yok. Bir tabela “Büyük İskender’in Hapishanesini” gösteriyor. Sanırım burası bir medrese. İç avlusundaki mahzen Büyük İskender tarafından zindan olarak yaptırılmış. Bu yüzden buraya “Büyük İskender’in Hapishanesi” deniyor. Zindanda çok iyi vakit geçirdiğimizi söyleyebilirim. Bir kafe şeklinde düzenlenmiş zindan bize dışarıdaki kuru sıcağın aksine nemli ve serin bir ortam sunuyor. Birer çay içiyoruz zindanda, serinliyoruz… Sonra da – İskender büyüksün – toprağın bol olsun! deyip tekrar sokağa çıkıyoruz.

Güneş tepemizde bize eşlik ediyor ve sokaklar bomboş öğle vakti Yezd’de. “Kaybolma turu”nun en anlamlı olduğu anlar. Yanımızdan bir motosikletli geçiyor ve ilerdeki sokağa giriyor. Bizde peşinden sokağa giriyoruz. Motosikletini bir kapının önünde park ediyor. Bu sokakta park edilmiş başka motosikletler de var. Kapı açık – adamın ardından biz de içeri dalıyoruz. Burası bir konak. Devlet restore etmiş ve Kültür Bakanlığı’nın kullanımına vermiş. Mimarlar burada Yezd şehir mimarisi hakkında çalışmalar yapıyor.

Konak görülmeye değer. Kemerli kapıdan kısa bir tünelle iç avluya geçiliyor. Avlunun ortasında bir havuz var ve havuzun üzerine de bir taht kurulmuş. Havuzun çevresinde turunç ve nar ağaçları var.

Yüksek duvarlarla çevrilmiş labirent sokaklardan sonra içeriye girince bulmacayı çözmüş gibi hissediyor insan kendini…

Konakta bütün odalar avluya bakıyor. Dışarıya bakan bir pencere yok. Özellikle selamlık kısmındaki vitraylı camlar ve ilginç tavan süslemeleri dikkatimizi çekiyor.

Tekrar sokağa çıkıyoruz. Bu keşif bizi heyecanlandırıyor artık sokakta açık gördüğümüz her kapıyı yokluyoruz. Her bir kapı başka bir konağa açılıyor…

Sokaklar bizi tekrar Emir Çakmak meydanına atıyor. Bu sefer takiyehe çıkıyoruz. İçinde dolaştığımız dolambaçlı sokaklara, konaklara tepeden bakıyoruz. Manzara müthiş…

Yezd’e gelip de Mecusilerin ateşini görmemek olmaz deyip ateşgedeye de uğruyoruz akşamüzeri ancak içeri giremiyoruz. Duvara tırmanıp bir havuz görüntüsü alabiliyoruz ancak. Ateş yerine su. Ne yapalım? Gezgin umduğunu değil bulduğunu çekermiş.

Geceyi 200 yıllık geçmişi olduğu söylenen Melik Tüccar otelinde geçiriyoruz. Eski bir konak restore edilerek otele çevrilmiş. Yezd’de bir konakta kalmak iyi geldi bize. Çünkü daha önceki gecelerden kötü hatıralarımız vardı ve yarın çölü geçecektik…

Küçük makine ile alınmış bazı detaylar

PAYLAŞ

Leave a Reply

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>